ODTUMİST-İSTANBUL ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ

Covid-19 güncesi, Temmuz 2020 yazbaşı Büyükada notları

27 Temmuz 2020

Birinci gün

Bostancı iskelesinden sabah saat 10:00 motoruna bindik. Bostancı – Büyükada arası motor vapur bilet fiyatları 10 lira olmuş. Motor üst güvertede herkes sosyal mesafeye uygun ve maskeli olarak oturuyordu. Çok kalabalık değildi. Zaten esen rüzgar bulaşma riskini aza indiriyordu. Ortalık çocuk yaşlı bakıcı kadınlarla, genç kızlarla doluydu.

Covid-19 sürecinde vapurda arka üst güvertede oturmalı. Ilık rüzgar var, motorda üst güvertede arkalarda yer bulmalı. Yolda üstüne bir rüzgarlık almalı, sıcak tutar, rüzgar yolda üşütüyor, akşam yürüyüşlerinde Adalarda lazım olur.

Bizim çantalarda uniqlo ince rüzgarlıklar hep var.

Büyükada motor iskelesine geldik. Belediye Gazinosu ve Yıldız Kafe açık alan mekanlarında masalar seyrek konmuş. Herkes müşteriler, garsonlar maske takmışlar.

Yollar toplu taşıma için boyanmış, şeritler çekilmiş, işaretler konmuş. Ortada at ve fayton yok. Sadece akülü araçlar var. Fazla yabancı  turist yok. Ortalık sakin ve tenha.

Belediyenin Çin’den satın aldığı akülü toplu taşıma araçları, henüz yol izni alamadıklarından servise konmamış. Kadıyoran Yokuşu belediye akülü araçları  için tek yön olmuş, yerde öyle ok işaretleri var. Yukarı çıkış yok, yukardan aşağı iniş var.

 

İkinci gün

Sabah balkondan gelen martı sesleri ile uyandık. Trt3 FM radyoyu açtık. Barok müzik ortamı doldurdu. Tüm gün çaldı. Ön balkonda kahvaltı yaptık.

Çevrede kaçak inşaatlar yapılmış, herkes biraz büyüme derdinde, balkonlar kapatılıyor, bazısı bizim deniz manzarasını kapatmış. Bir sonraki yıl orayı camekana alırlar. Her şey basit bir uygulamayla başlıyor, büyüyor, sonra emlak affı sonra emlak barışı ile resmiyet kazanıyor. Bu arada itibara para sağlanıyor.

Akşamüstü arka orman yolunda yürüyüşe çıktık. Değirmen iskelesi açık, güneş batarken herkes denize giriyordu. Yosun yok denizanası yok, deniz temiz.

Nizam yolundan çarşıya yürüdük, yoldaki köşklerin üstünde satılık ilanları vardı.

Eski kaymakamlık köşkü yenilenmeye alınmış. Çoğu ahşap köşkün durumu iyi değil. Yenilenmiş köşklerin sahipleri herhalde Covid-19 yüzünden bu yıl Ada’ya gelemediler.

Eski fayton meydanı at pisliğinden temizlenmiş, bomboş. Ortodoks Kilisesi ortaya çıkmış. Belediye yeni imar projeleri tanıtımı için panolar koymuş. Panolarda İskele Atatürk Meydanı, Kumsal meydanı yenilenme projelerini anlatmış.

Belediye hiçbir şey yapmasa, sadece normal görevini yapsa ne güzel olur. İnşaat pisliği, gürültüsü hiç olmasa. Ada hep böyle sakin sessiz kalsa. Biz böyle yalnız başımıza iyiyiz.

Çarşıyı boydan boya geçtik, çoğu yer açık ama müşteri çok az. Horoz Cafe’ye kadar yürüdük, iç mekan boş, dış mekanda seyrek yerleştirilmiş masalarda aileler vardı. Deniz kıyısı kafelerde sosyal mesafeli masalarda az sayıda insan vardı. Kıyıdan geri döndük, fıstık Ahmet meyhanesi hafta içi gündüz boş, benim favori bol kepçe esnaf lokantalarım köşem ve konak boş, kıyıdaki balık lokantaları bomboş.

 

Üçüncü gün

Gün içinde Büyükada CarrefourSa markette yüklü bir alışveriş yaptık, market servisi ile eve gönderdik. CarrefourSa servis bir saat sonra alınanları eve getirdi

Saat 20:00 gibi Kadıyoran yokuşundan itfaiye, cankurtaran, polis araçları sirenlerini çalarak yukarı çıkmaya  başladılar. Arkasından bir helikopter dört kez denizden su alarak üstümüzden geçti. Sularını üstümüze serperek Hristos tepesi gezinti seyir mekanındaki yangın yerine döktü. Hristos tepesinde üç dönüm ağaçlık yer yanmış. Dikkatsizlikten diyorlar, bu tanım yanar sigara atanlar, mangal yakanların kibarca tarifi. Yukarda taşlar arasında hala ateş yakıp çay yapanlar, mangal yapanlar var, çukur açıp içinde ateş yakan külleri ve çöplerini öyle bırakanları gördük.

Htistos Tepesi Aşıklar yolunda çok sayıda kurumuş ağaç var. Her an bir dikkatsizlikte yanabilir. Rum yetimhanesinin Aya Yorgi tepesine bakan kulesi çökmüş. Fener Patrikhanesi herhalde binanın tümden yerle bir olup yıkılmasını bekliyor. Kafalarında nasıl bir proje var bilmiyoruz, herhalde yerine bir şey yapacaklar, belki tekrar bir yetimhane belki bir Ruhban okulu.

Hristos manastırında ön pencereler açık, içerde herhalde binayı bekleyen bekçi görevinde rahipler rahibeler var. Hristos tepesinde airbnb kapsamında yabancı misafir kabul eden iç ev pansiyon kepenklerini kapatmışlar, kimseler yok.  Aya Yorgi manastır yolu hafta içi belirgin bir şekilde boş.

Bu yıl arka bahçede sevimli misafirlerimiz var. Bir anne kirpi ile iki küçük yavrusu bir köşeyi sahiplenmişler. Gün boyu vik vik sesleri geliyor. Bir tehlike yaklaştığı zaman top top olup kapanıyorlar. Dışarda martılar, kargalar, kediler var. Kediler devamlı çöp karıştırıyorlar, dışarda çöp bırakmak imkansız, ortalık pislik içinde kalıyor. Üst tarafta Kraliçenin evi önünde barınan, gelen geçene dalaşan yol kesmiş iri sokak köpekleri var.

Eskiden yaz başında Adalarda ormanlarda genel çevre temizliği yapardık. Battal çöp poşetlerini alır yol boyunca rastgele atılmış çöpleri toplardık. Bu yıl faytonların kaldırılması sonrası büyükşehir araçları Adalara gelmiş, tüm cadde ve sokaklar basınçlı su ile yıkanmış. Ancak kenar kıyı yerler orman içi  hala çok pis, her yer çöp içinde.

Karantina döneminde Adalar tenha kaldı, kimsenin ada, orman içi çevre temizliği yapacak zamanı mecali olamadı.

 

Dördüncü gün

Perşembe sabahı sebze meyve pazarına gittik. Yolda, adada yaz kış devamlı kalan kuzene rastladık. Beraber pazara girdik, Kuzenin tavsiye ettiği satıcıdan domates, patlıcan, kabak , bezelye, bamya, fasulye, patates, soğan aldık. Alışveriş çabuk ve kolay bitti. Bir iki yerden alışveriş yapıp çıktık, Covid-19 bulaşı korkusundan pazarda fazla kalmadık, pazar girişinde belediye zabıtaları maske kontrolü yapıyorlardı.

Çarşı içinde, markette, lokantada devamlı maske takıyoruz. Kadıyoran yokuşunda çıkarken nefes alabilmek için maskeyi çıkarmak zorunda kalıyoruz. Maske ile yokuş yukarı yürümeye imkan yok. Çevrede başka insan yoksa zaten gerek te yok. Eve  dönüşte akülü arabalar müsaitti ama özellikle yürümek oksijen alayım istedim, pazarcılarda maske vardı ama konuşabilmek için çenelerinde tutuyorlardı. Sebze, meyve taze bol ve fiyatları çarşı içi manavlara kıyasla çok ucuzdu.

Eve dönüşte vişneleri çekirdeklerinden ayıkladım. Hanım reçel yaptı. Bir sonraki hafta vişne likörü yapmayı deneyecek. Çekirdekleri ayıklanmış vişnelere tarçın, karanfil, kakule ekliyorsun, şeker katıp bekletiyormuşsun, sonra üstüne votka katıp şişeliyor, bir kaç ay demlenmesini bekliyormuşsun. Bakalım sonuç nasıl olacak?

 

Beşinci gün

Sabah ODTÜ’de akademisyen bir arkadaşımdan whatsappdan haber geldi, ODTÜ EE 1972 mezunu akademisyen dönem arkadaşımız  30 Haziran gününden beri Ankara Şehir Hastanesinde Covid-19 pozitif teşhisiyle yoğun bakımda yatıyormuş. 67 yaşını bitirince emekli oldu, Ankara İncek Taşpınar köyünde bir site içinde villada eşiyle yaşıyordu. Arada bir sigorta şirketine yangın sonrası yerinde görme yaparak  hasar raporu yazıyordu. Nadiren telefonda konuşuyorduk, kafası bir şeye kızmıştır beni arar, anlatır anlatır sonra pat kapatır, sonra 3-4 ay aramaz. Facebook sayfasında 65+ yaş vatandaşlara getirilen karantina kısıtlamalarından dolayı şikayet ediyordu.

Bundan birkaç hafta önce Van’da bir endüstriyel tesiste yangın çıkıyor, zarar hatırı sayılır miktarda, neden oldu? Sebep ne? Kim sorumlu? Ciddi bir hasar raporu lazım. Covid-19 sürecinde hasar yerine gitmiyor, gönderilen fotoğrafları inceleyip evinden hasar  raporu yazıyordu. Bu kez hasar büyük, yerinde görmesi lazım. Sigorta şirketi “hocam sana lüks Vito minibüs ve şoför verelim git  yerinde gör 1-2 gece kal dön, her şey bizden” demişler. O da kabul etmiş, dönüşte arabada raporunu yazmış.

Eve gelmiş aşırı öksürük başlamış, telefonda konuşamıyormuş, eşi onu Ankara Şehir Hastanesine götürmüş, 30 Haziran’dan beri orda. Cep telefonu eşinde, kendisi ile doğrudan iletişime imkan yok, eşi herhalde bir şekilde iletişim kuracak, telefonlara çıkmıyor. Eşi de evde karantinada, site de karantinada. Son haber hocanın durumu stabil, Covid-19 testi negatif çıkmış. İlaçlarını azaltmışlar.

Yaz geldi, havalar ısındı, Covid-19 konusunda insanlarda gevşeme var, halbuki değişen bir şey yok. Hatta mutasyon geçirmiş ikinci dalga daha sert geçiyor. Tedavisi yok, aşısı ilacı yok, sadece ciddi korunma maske, sosyal mesafe, sık el yıkama şart.

Öğle vakti çarşıya indik, Köşem Restoranda ön bahçede açık alan masada mola verdik, basit tencere yemeği yedik. Carrefour marketten alışveriş yaptık. Dönüş yol üstünde Kasap Faruk’a uğradık, oradan kıyma ve parça tavuk paketlettik. Lokantalar açık, ancak içinde müşteri yok. Köşem Lokantası kasiyerine sordum, “Arap, İranlı turist yok, başka turist de yok”  dedi. Hediyelik eşya, çakma çanta satan dükkanlar boş. Kafeler boş, ortada yurdum insanı az miktarda dolaşıyor. Saat meydanındaki açık hava fast food lokantalarından ikisi çalışmıyor, diğer iki fastfood lokantada çok az yurdum insanı var.

Covid-19 pandemiden etkilenmeyen nadir sektörlerden biri kiralık bisiklet dükkanları, saat meydanında günlüğü 30 liradan bisiklet kiralıyorlar. Çarşı içindeki dükkanlarda bisiklet günlük  kiralama fiyatı 15 liraya iniyor. Ancak hayatında hiç bisiklete binmemiş genç insanların boş yolda öğrenme çabası tehlikeli olabiliyor.

Öğle cuma namazı zamanı ortalık daha tenhalaştı, Kadıyoran üstünden eve döndük.

 

Altıncı gün (12 Temmuz 2020 Pazar)

Pazar günü zamanımızı evde geçirdik. Hava sıcaktı, aşağılar herhalde çok kalabalıktır diye düşündük. Saat 19.00 civarında belediye hoperlöründen heyecanlı bir anons bize kadar ulaştı. Heybeliada Göğüs Hastalıkları Senatoryumu yakınlarında yangın çıkmış. Yangın söndürmeye yardım için gönüllüleri motorla Heybeli adasına götüreceklermiş.

Biz durumu görmek için yukarı Aşıklar yolu seyir mekanına yürüdük. Yolda herkesin durumdan haberi vardı. Heybeli adanın ortasından yoğun duman havaya dağılıyordu. Havada iki yangın söndürme uçağı ve üç helikopter hiç durmadan denizden su alıp yangın alanına boşatıyorlardı. Herhalde bu söndürme çalışması  iki  saat kadar sürdü. Yangın söndürüldü. Soğutma çalışmaları devam etti. Büyükada ve ana kıtadan itfaiye gitmiş. Beş hektar ormanlık arazi yanmış. Yangın süresinde Heybeli adaya yapılan deniz ulaşımı, vapur ve motor seferleri iptal edilmiş. Hafta sonu gezmek için günübirlik adaya gelenler Heybeli adada mahsur kalmışlar. Ulaşım geç saatlerde açılmış.

Biz yola devam ettik. Rum yetimhanesi yanından geçtik, Hristos Manastırı solundan yukarı tepeye çıktık. Geçtiğimiz hafta Büyükada yangını burada çıkmıştı. Hafta sonları yurdum insanı geliyor, sadece yürüseler gezseler, yanlarında getirdikleri sandviç ve meyveleri yeseler harika, ama mutlaka çay demleyecekler, mangal yapacaklar, yerlere yanan izmarit atacaklar, sonra olan oluyor. Maske takmadın diye, karantinada sokakta dolaştın diye idari ceza yağdıran güvenlik kuvvetleri bu konuda ne bekliyor? Canları ceza ile yansa kimse cesaret edemez. Gazetelere  baktım konuyla ilgili olarak oradan geçen üç kişi tutuklanmış, kaç dönüm çam ormanı yandı, gitti gider.

 

Yedinci gün

Sabahtan çarşıya indik. Eczaneye uğradık, eksik ilaçları aldık. Sağlık bakanlığı 65+ yaş emeklilerin rutin ilaçlarını doktora gitmeden uzatmış, daha gençler doktora gidip yazdırmak zorundalarmış.

Çınar meydanına doğru yürüdük. Çelik Gülersoy Sanat Parkı kapalı, kumsala yürüdük, sonra ters yönden çarşıya girdik. Bol kepçe selfservice esnaf  lokantasında yine kuru fasulye pilav ayran aldım, hanım çeyrek tavuk tercih etti. Yemek bitti,

Lokantanın sahibiyle ayaküstü lafladım. Pazar günü çarşı çok kalabalık imiş. Çoğu karşıdan günü birlik gelen yurdum insanı imiş. Yabancı turist çok az gelmiş. İran’dan kimse gelmiyormuş. Orda vaka sayısı çokmuş. Arap gelişi durmuş.

CarrefourSa da mal kalmamış, iskeledeki Migros’a girdik, su, karpuz, sebze, meyve, süt, yoğurt aldık, adres verdik,  biz eve varmadan alınanlar eve varmış, kapıya bırakılmış.

İskele meydanına belediye yeni düzenleme yapmış, ağaç dikiyormuş, her tarafı kazmış, güzelim meydanı küçültmüş, belediyeler adam olmaz, toplanan parayı abuk subuk büyük projelere harcamasalar, hiçbir şey yapmasalar, normal düzeni götürseler, çöpler toplansa, kanalizasyon çalışsa, alt yapı düzgün yürüse yeter, biz böyle rahatız.

Kadıyoran eve geldik, sonra sağanak yağmur başladı. Akşam yemeği için tarhana  çorba ve domatesli bulgur pilavı pişirdik. Hava soğudu. Kuruyan çamaşırları toplandık. Balkon ıslandı. Yağmurda belediyenin ilaçlama kamyoneti geçti. Büyükada’da haftanın iki günü pazartesi cuma ilaçlama yapıyormuş. İyi de ilaçlama kuru havada yapılır, yağmurlu ıslak havada ilaçlama yapmak neden? Ortada sinek yok, neyi ilaçlıyorsun?

 

Sekizinci gün

Covid-19 döneminde artık kimse uçağa binmiyor, havalimanlarından uzak duruyor, metro, otobüs kullanmıyor. Covid-19 enfeksiyonu kapmanın bedeli çok büyük. ODTÜ’nün emekli Emeretus hocası Covid-19 enfekte, entübe edilmiş, devamlı uyutuyorlarmış.

Ailenize ve kendinize dikkat edin, korunun, kendinizi izole edin, bir yere gitmek çok riskli uçağa sakın binmeyin, havaalanlarında bulunmayın, maske takın elinizi sık yıkayın, az metro otobüs kullanın, şehir veya ülke değiştirmeyin, sağlık sigortanız nerdeyse orda yaşayın, sigortanızın olmadığı yerde sağlık masraflarınızı ödeyemezsiniz

Önceki gün Büyükada çarşıda yürüyoruz, lokantaların önünde garsonlar gelen geçeni içeri yemek yemeğe davet ediyorlar. Birine sordum, “Arap turist var mı?” Cevap “yok” peki “Arap garsonları ne yaptınız? “Hepsini karşıya, ana kıtaya gönderdik.”, hayat Covid-19 döneminde burada ve her yerde zor.

Dün Hristos tepesine çıktık, yangın yerini bulduk, en tepede 3 dönüm bir alan, ağaçlar otlar simsiyah kömür olmuş. Ormancılar araziyi temizlemeye başlamışlar, bir kısım ağaç kesilmiş. Kesilecek olanlar işaretlenmiş. Heybeli’de yanan alan çok büyük 5 hektar olduğu söyleniyor.

 

Dokuzuncu gün

Evde çok sayıda Türkçe İngilizce kitap var. Yaz boyunca okuyorum. Bir tanesi, Irvin D. Yalom’un yazdığı “Spinoza Problemi”, her yıl okumaya başlıyorum, sonra bir şey oluyor kitap yarıda kalıyor, ertesi yıl tekrar baştan başlıyorum. Bu yıl başka bir şey yaptım. Kitabı sondan başa okumaya başladım. Son bölüm, sonra bir önceki, başa doğru gidiyorum, kitabın sonunu bilince okuması daha kolay oluyor. Spinoza’nın 1600 yıllarındaki hayat hikayesi ile onun hayatıyla ilgilenen Alman Nazi yöneticisi Alfred Rosenberg’in  1900’ların ilk yarısında birbirleri ile ilintili hikayesini anlatıyor. Portekiz Sefarad Yahudileri yurtlarından edilince bir kısmı Hollanda’ya göçmüş, ülkede kalabilmek için önce Katolik olmuşlar, sonra kendi dinlerine dönmüşler, bunlara “Konvorso” demişler, bizdekiler gibi. Hollanda’da Portekiz Sefarad ve Doğu Avrupa Eskenazi Yahudileri beraber yaşamış. Kitap Spinoza felsefesine dokunup geçiyor.

Sırada Haruki Murakami’nin “Sahilde Kafka”  kitabı var. Kalın bir Türkçe tercüme kitap.

 

Onuncu gün

Sabah Büyükada çarşı içinde yürüdük. Dolçi yeni doluyordu, Büyükada pastanesi çok kalabalıktı, dışarda oturmaya imkan yoktu. İçerden patlıcanlı börek, paskalya çöreği aldık. Çarşıyı sabah serinliğinde  boydan boya geçtik, Kumsal’da Horoz kafede oturduk. Çay istedik, börekleri yedik. Hava kapalı serin ve esintili idi. Tam yürüyüş havası.

Sonra büyük tur yolunu yürümeye karar verdik, Büyükada yüzme kulübünden geçtik, Ediz Hun evi, Maden Yılmaztürk caddesine çıktık. Gözlü mason evi, Nakibey plajı, kırmızı panjurlu Reşat Nuri Güntekin’in evini geçtik, bu yıl kiralanmamış, içerde kiracı olmayınca ev bakımsız kalmış harabeye dönmüş.

Belediyenin otoparkında şarjlı akülü yeni arabalarını gördük. Toplam atmış adet on kişilik minibüsle dört kişilik taksiler şarja bağlı duruyordu. 65+ için bedava olacakmış. Gerekli işlemleri tamamlayıp gelecek hafta seferlere başlayacaklarmış. Ticari kullanımda olan akülü korsan taksiler yasaklanacakmış. Akülü araçlar sadece bireysel olarak kalp hastaları, engelliler için kullanıma serbest olacakmış. Sosyal mesafe yok.

Ben şimdilik binmem, yürümeyi tercih ederim.

Sonra Aya Nikola Manastırı, plajı, Rum mezarlığı, Fenerbahçe bayrakları ile Lefter, Katolik Mezarlığı, at ahırları köpek barınağı önünden geçtik. Ahırlarda hala atlar ve bakıcılar vardı. Atlar yavaş yavaş gönderiliyor ve sayıları azaltılıyor. Köpek barınağından köpek havlama sesleri geliyordu. Adanın en batı ucunu döndük. Viranbağ’a vardık. Küçük sevimli bir kır gazinosu burası, basit masalar var, oturduk çok güzel demli çay içtik. Yola devam ettik, Eskibağ isimli balık lokantası önünden geçtik. Yol çok güzel asfalt yapılmış. Fethi Okyar köşkü bahçesindeki açık hava lokantasını gördük.

Lunapark meydanına geldik, faytonlar, atlar eşekler gitmiş, meydan yıkanmış tertemiz olmuş. Çok sayıda bisiklet süren vardı. Bisikletlerini park yerine bırakıp Aya Yorgi yokuşunu tırmananlar çoktu. Paten kayanlar, yürüyüş yapan guruplar,  hoş bir tatil ortamı olmuş. Rum yetimhanesi yönünde Hristos yolundan yürüyerek eve vardık.

 

Onbirinci gün

Açık Pazara gittik. Büyükada’nın tüm yerli halkı ve yazlıkçıları ordaydı. Domates, salatalık, biber, barbunya, kabak, boncuk ve çalı fasulye, semizotu, maydanoz, roka, vişne, şeftali, kayısı aldık, meyveler, sebzeler pek güzeldi. Kadıyoran yokuşunu çekçek arabasıyla zor çıktım. Yemek yedim, uyumuşum. Hava açık, sıcak pek güzel.

 

Onikinci gün

Covid-19 karantina sürecinde herkes birbirini telefonla aramaya başladı. Kadınlar gün boyu arkadaşları arayıp saatlerce konuşabilirler. Erkekler ise söyleyeceğini söyler ve hemen kapatırlar. Şimdi öyle değil. Ben de eski arkadaşlarımı sırayla aramaya ve onlarla uzun konuşmaya başladım. ODTÜ makinadan bir  arkadaşım var. Hayat boyu kendi başına çalıştı. Geçen gün telefonda lafladık. Kızı istanbul’da yabancı dilde eğitim yapan bir liseyi bitirmiş, çok prestijli bir Amerikan üniversitesinde bilgisayar okumuş. Şimdi Amerka’da Seattle şehrinde Microsoft şirketinde senior software engineer. Afrikan Amerikalı  bir delikanlı ile yedi yıldır beraber, bu yaz evleniyorlar. Delikanlı yakışıklı, uzun boylu ve siyah. Amerika’ya giden bizim çocuklar böyle tercihler yapıyorlar, Filipin, Tayland, Çin asıllı Amerikalılar ile evlenenleri görmüştüm, Afrikan Amerikan ilk defa duyuyorum. Sevimli güzel melez çocukları olur. Allah mesut etsin.

 

Onüçüncü gün (18 Temmuz 2020 Cumartesi)

Sabah çarşıya indik, karakol önünde çok sayıda tekerleklerinden zincirlenmiş akülü araç gördük. Aralarında çok güzel modern golf elektrikli arabalar vardı. Yasak bölge Çarşı içine girmişler, izinsiz korsan taksicilik yapmışlar. Polis arabaları zincirlemiş.

Büyükada pastanesi önü yine çok kalabalıktı. Ortada Arap turist kalmamış. Kahvehanelerdeki nargileler, ortamda çalan gürültülü Arap müziği yok olmuş. Yüksek kahvede yerliler kahvelerini keyifle içiyorlar. Yerli ahali yollarda sere serpe dolaşıyor selamlaşıyor, alışveriş yapıyor. Horoz kafede epey oturduk. Prinkipo Meyhanesi önünde denize girenler, güneşlenenler çoktu. Hepsi yerli Ada halkı.

Ada fabrika ayarlarına geri dönmüş.

 

Ondördüncü gün

Covid-19 Karantinada evde otururken Ada’ya gelmeden önce banyoda elektrikli saç kesme makinasıyla saçlarımı kestim. Berber kesimi kadar güzel olmadı ama idare eder. Sakalımı da kestim. Her gün sakal tıraşı oluyorum. Şimdi saçlarım yine uzadı. Berbere gitmek bana uygun gelmiyor. Her gün  bir sürü insanın saçını kesen, bilmediğim tanımadığım berberle en az yarım saat yakın mesafede olmak bence doğru değil. Bulursam bir yeni elektrikli saç kesme makinesi alacağım.

Kadınlar saçlarının dip boyası yenileme zamanı gelince artık kuaförlere gidiyorlar. Kuaförler Covid-19 önlemlerini uygulamaya başlamışlar, içeri az sayıda müşteri alıyorlarmış. Camlar devamlı açık tutuluyor. Mekan devamlı havalandırılıyor. Personel önlük, eldiven, maske kullanıyor. Yapılan saç boya kesme işlemlerini mümkün olan en kısa sürede bitirmeye çalışıyorlar. İstedikleri ücret iki misline çıkmış. İnsanlar uzun bakım isteyen saçlardan vaz geçmişler. Saç boyamak da artık bitmiş. Herkes hızla kendi orijinal saç rengine dönüyor.

 

Onbeşinci gün

Covid-19 karantina sonrası Ada’ya Günübirlik bisikletle gelenler ellerindeki iphone nevigasyon ile iskeleden Aya Yorgi tepesi veya Rum yetimhanesi yönüne bakıyorlar, nevigasyon Kadıyoran yokuşu, Yeniyol, Lala Hatun yönünü en kısa olarak gösteriyor, ancak yokuş çıkmaktan çok yoruluyorlar. İphone navigasyon app yokuş göstermiyor. Halbuki doğru yol, Nizam veya Maden yolu, her iki yol adayı dönüyor, en rahat düz parkur. Bazan Kadıyoran ortasında bankta mola verdiğim zamanlar, navigasyon aldanmasına uğrayanlara rastlıyorum. Yön konusunda diğer yolları tavsiye ediyorum, ama dinleyen kim? Yurdum insanı özellikle Z kuşak kendisinden başka kimseyi dinlemiyor. En güzel Ada gezisi günlük kiralık bisiklet ile büyük tur.

 

OnAltıncı gün

Gece radyodan 21:00 NTV haber dinledik. Her zamanki haberler, Ayasofya muhabbeti, Libya- Mısır-Fransa gerilimi, Ermenistan Azerbaycan çatışması, son Covid-19 istatistikleri. Vaka sayısı her gün azalıyor, gerçek mi bilemem. Günlük vaka sayısı belirli oranın altına inen ülkelere Avrupa birliği turist gelişini serbest bırakacakmış. Pek sanmam. Almanya, Avrupa Birliği  dışına çıkanlara sağlık sigortası yapmıyor. Amerika’ya bile seyahat ambargosu uyguluyor. Amerika’nın durumu vehamet. Donald Trump umursamıyor ama durum felaket seviyesinde. Kimse bulunduğu şehirden ayrılmıyor. Turizm, ulaştırma, lokanta, otel sektörleri dünyanın her yerinde çöktü. Sırada eğitim ve enerji gelebilir. Elektrik üretimi  tüm dünyada %15-20 azalmış. Bu arada Almanya çift vatandaşlık uyanıklığı yapan Almancıların Alman vatandaşlığını otomatik iptale hazırlanıyormuş.

 

OnYedinci gün

Amerikan Üniversitelerinde okuyan yabancı öğrencileri kendi memleketlerine geri gönderecekmiş. ICE  F-1 öğrenci vize kuralları  değişmiş. Üniversiteler online eğitimi genişletiyorlar. Öğrenciler artık devamlı evden internet ile eğitim alacaklar.

Yakın arkadaşlarımızın oğlu, kızı California’dan dönmek zorunda kalabilirler.

Komşunun oğlu MSC yaptı daha önce yurda döndü.

Covid-19 süreci zor, insanlar işlerini kaybediyor, yeni iş bulmak zor. İkinci dalga korkusu var. Yabancı öğrenciler akademisyenler ABD’den geri yurtlarına gönderiliyorlar, yerlerini orta Amerika’nın Redneck çiftlik çocukları dolduracakmış, hangi eğitimle nerde nasıl dolduracak? Harvard Stanford üniversiteleri ve  Silikon vadisi şirketleri itiraz etmişler, ABD’de MSC ve PhD lisans üstü eğitim yapanların %55’i yabancı öğrenciler imiş. AR-GE şirketleri ve yeni bilişim şirketleri hep yabancı öğrenci çalıştırıyorlar.

En son bu konuda haberler geldi, mahkemeler kararın kalkması için karar vermişler.

 

OnSekizinci gün

Akşam yemekte Danıştay’ın aldığı iptal kararını ve Ayasofya ile oluşturulan  yapay gündemi konuştuk. Ayasofya tekrar cami durumuna getirildi ama sonuçları o kadar kolay değil. 1500 yıl içinde büyük kubbe birkaç kez göçtü. Yeniden yapıldı. Depremlerde hasar aldı. Mimar Sinan kubbeyi yerinde tutabilmek için  ciddi  istinat dayama duvarları yaptı. Müze iken içerde sessizlik vardı. Şimdi cemaat  yüksek sesle ilahi okusa kubbe sallanır.  Mozaikler nasıl korunacak? Ayrı mesele.

Zemin 4000 kişi cemaat kapasitesine sahip ama covid-19 sosyal mesafe kurallarına göre 500 kişi alabilecek. İç mekana girip cuma namazına katılabilmek için ilerde internetten rezervasyon yapmak gerekecek. Kim bilir belki giriş parası da alırlar.

Cemaat kendi seccadelerini getirebilirler, ancak yerler halı ile kaplanacak, ister istemez namaz için gerekli aksesuarlar eklenecek, bunlar yapıyı tahrip edecek.

Sonunda kubbe sallanır aşağı düşerse kabahat MS537’de yaptıran Justinien’in olur.

Millet, İstanbul dışından cuma namazına katılabilmek için otobüs organizasyonları düzenlemeye başlamış, hem ziyaret hem ticaret. Programlar sabah namazı büyük Çamlıca Camii ziyareti ile başlıyor. Sonra Hz Yuşa tepesinde kahvaltı, öğle Ayasofya, ikindi Eyüp Sultan, akşam Üsküdar Mihrimah Sultan Camii, aralarda türbeler ziyareti, Merkez Efendi, Sümbül Efendi, Abdülhamit Han, Kanuni, Fatih. Dönüşte hep beraber en yakın Devlet hastanesinde yoğun bakıma yatış, hepsi  işin latifesi ama gerçek payı var.

En az kırk kişinin bir otobüste İstanbul’a gidiş dönüş ve yoğun cami türbe ziyareti sonrası olacağı bu.  Daha sonraki günlerde benzer Ayasofya tur programları iptal edildi.

Çünkü bu kadar insanı iç mekan Covid-19 günlerinde almıyor.

Artık hiçbir şey umurumda değil, ve hiçbir şey beni şaşırtmıyor.

 

OnDokuzuncu gün

Netflix Bizim ülkede servisini kapatacak haberleri çıktı, yalan, uydurma, fake habermiş, ama internet ortamına getirilecek yasaklamalar Facebook, İnstagram, Gmail, Linkedin, Twitter uygulamalarını kapatırsa hiç şaşmayalım. Bizim gibi 68 kuşağı 65+ vatandaşlar için zaten çok bir şey ifade etmiyor, çünkü çok kullanmıyoruz. Z kuşağı düşünsün.

 

Yirminci Gün

Akşamları balkona çıkıyorum. Ana kıta sahillerine bakıyorum. Yıllar önce geldiğimde tren yolunun ince ışıklı şeridi vardı. Arada sadece Dragos Tepesi yükselti halinde gözükürdü. Şimdi gündüzleri inanılmaz derecede çok sayıda gökdelen gökyüzüne yükseliyor. Eski üç, dört hatta on katlı apartmanlar, artık yüksek 40-50 katlı rezidanslar, iş kuleleri yanında görülmez olmuşlar. Camiilerin minareleri, Mimar Sinan çapraz kuralına göre en fazla kubbenin iki misli yüksekliğinde olması gerekirken çok daha yüksek inşa ediliyorlar. Geceleri tüm tepeler karmakarışık ışık içinde kalıyor. Sabahları Anadolu sahillerine sis iniyor, binalar inşaat kalabalığı kayboluyor, zaman eski günlere dönüyor.

Eskiden uzakta Sabiha Gökçen’e dakika başı uçak iner kalkardı, şimdi balkondan bakıyorum yarım saatte veya bir saatte uçak görüyorum. Ortada gezen dolaşan insan görmüyorum. Ada pek sakin. Gece soğuk, serin, rüzgarlı geçti, bir ara elektrikler uzun süre kesik kaldı. Bu kadar akülü arabanın şarj yükünü adalar sistemi artık çekemiyor.

 

YirmiBirinci gün

Donald Trump’ın yeğeni (en büyük ağabeyi Fred’in kızı) psikolog Mary Trump bir yeni kitap yazmış, zehir zemberek. Donald Trump, 1964 yılında University of Pensylvania Wharton Business School giriş imtihanına kendisi yerine yakın arkadaşı Joe Schiro’yu  sokmuş, okulu 1968’te bitirmiş, Joe 1999’da ölmüş, iddiayı teyit edecek kimse yok. Şimdi bu Wharton diploması geçerli mi? İş hayatında zaten diplomaya ihtiyacı hiç olmamış.

Donald Trump, “Covid-19 süreci daha kötüye gidecek” demiş. Maske kullanmaya başlamış. Covid-19 kısa sürede bitecek görünmüyor. Amerika’da durumlar böyle zor olursa yakında bizde de olur. Dikkatli olmakta fayda var.

 

Yirmiikinci gün

Kadıyoran yokuşu, Osmanlı dönemlerinde yapılan haritalarda var. O dönem yapılan haritalarda eski yazı ve Fransızca olarak yazılmış. Fransızca “Kadıyoran” net bir şekilde okunuyor. Yokuş, şimdi Adalar Emniyet Müdürlüğü olan eski karakol binasından başlıyor, Hristos Manastırında son buluyor. Yolun başında Lefter’in evi var. Daha sonra Kuleli Köşk, Beyaz köşk, Ermeni Kilisesi arka cephesi ve Çankaya Köşküne ulaşıyoruz.

Devam ediyoruz, sola yeni yol ayrılıyor. İlerde sağda Seçil Heper köşkü var. Solda yenilenme ihtiyacı olan eski bir köşk. Birkaç yıldır üstünde  ilanı olan başka bir köşk. Fiyatının 3m dolar olduğu söyleniyor. Bu zamanda her şey satılık ama alıcı yok.

Daha sonra Taş mektep, İskenderiye Başpiskoposu Sofronios’un Kostantiniye’deki eski yazlık sarayı bulunuyor. Erken cumhuriyet döneminde Taş Mektep ilkokul olarak kullanılmış. Yenilenecek diyerek cam çerçeve her şeyi sökülmüş. Geçen yıl Biennal mekanı olarak bahçesi sanat sergilenmesine açıldı. Yandaki asırlık merdivenden Türkoğlu caddesine devamında Aşıklar yoluna çıkılıyor.

Kadıyoran yokuşu ortalarında ilerde Azra Erhat evi bulunuyor. Karşısında, savaş sonrası bırakılıp gidilen ve Hazine’ye (Milli Emlak) kalan daha sonra özel kişilere satılan taş bina evler var. Emlak spekülatörleri almışlar değerlenmesini bekliyorlar, ama bu aralar fiyatlar düşük, talep yok, kimse evinden çıkmıyor çıkamıyor.

Yukarıya doğru iki paralel üst sokak, Nilüfer ve Adliye uzanıyor. Alt paralel iki sokak yeni yol ve Lala Hatun var. Kadıyoran yokuşunun sonları dikleşiyor ve yol  futbol stadyumu yanından Hristos Manastrı önüne çıkıyor. Bu noktada Kadıyoran bitiyor, ilerde Rum yetimhanesi, lunapark ve Aya Yorgi tepesi görünüyor.

Bu yokuşa adını veren yarı yolda yorulan Kadı kimdi acaba?

 

YirmiÜçüncü gün

Bugün, oğlum ve torunumla Kadıyoran evden Türkoğlu Aşıklar yolu parkurunu yürüyerek Değirmen mevkiine indik. Nizam Camii karşısındaki Kırlangıç sokak sonundaki rıhtımdan denize girdik. Rıhtım özel teknelerin yolcu indirme alma yeri olarak kullanılıyor. Açıkta demirlemiş teknelere ulaşım da buradan yapılıyor. Deniz sakin serin tertemizdi. Yosunlar denizanaları yoktu. Çok sayıda insan denize giriyordu. Yabancılar arasında İstanbul’da yerleşik Ruslar çoğunluktaydı. Yurdum insanı da denizin keyfini çıkarıyordu. Ben denize girdim çıktım, rıhtımda oturdum. Denize kıyısı olan köşklerden bazıları satılık ilanı asmışlardı. Denizde epey kaldık, pek keyifliydi. Dönüşte Nizan çıkışındaki büfeden dondurma aldık. Aşıklar yolundan yokuş yukarı ağır ağır çıktık, Türkoğlu caddesinden eve döndük.

 

YirmiDördüncü gün

Ada yollarına plastik akülü araba engelleri plastik dubalar kondu. Eskiden Adalar ile İBB farklı partilerin yönetimindeydi. İBB cadde meydan ve bulvarlara sahipti. Hiçbir yatırım yapmıyordu. Biz de hiç rahatsız edilmeden zaman geçiriyorduk. Şimdi İBB ve Adalar aynı partinin oldu. İBB gerekli ve çoğu kez gereksiz saçma sapan projeler uygulamaya başladı. İskele meydanı inşaat alanı oldu, her taraf toz toprak içinde. Park yapacakmış, ağaç dikecekmiş. Hiçbir şey yapmasalar daha iyi olacak. Motordan inince karşıdaki çeşmede elimizi yıkardık, şimdi çeşmenin suyu akmıyor. Yollar çirkin anlamsız kırmızı plastik dubalarla doldu. Ada Kart için Bostancı vapur iskelesine başvuracakmışız. Yeni fotoğraf, ikametgah ilmuhaberi, bir sürü şey istiyorlar, ikametgahım buradaysa Mernis’te varsa daha bir sürü belgeyi neden istiyorsun? Madem son çekilmiş fotoğrafımı istiyorsun, bilgisayarın kamerası var kendin çek koy, üste yıllık 80 lira alıyorlar.

Ada kart ile ucuz akülü belediye aracına ve taksi binebilecekmişiz. Parkurlar belirlenmiş. Çarşı Tepeköy çıkış, Kadıyoran iniş. Diğeri Çarşı, Maden, Lunapark, Nizam dönüş. Üçüncü Çarşı Nizam, büyük tur, Maden dönüş. Ada kartı olmayan ada dışından gelenlere ücret pahalı, İBB Adalar ortamını para getirici rant yeri olarak görüyor.

Ben çok gerekmedikçe bunlara binmem, kullanmam.

Hristos çevresi başıboş sokak köpekleri ile dolmuş. Hristos Manastırı, Adliye sokak üst tarafında sokak köpekleri yolu kesmişler, gelen geçen herkesi taciz ediyorlar. Bunların toplanıp köpek barınağına götürülmesi lazım. Nilüfer sokak daha sakin.

Arabacılar meydanında açık hava sinema gösterisi başladı, dört gün dört harika film.

Kimsenin merak etmediği konularda Ada’da sizler için kafa yormaya fikir ve görüş oluşturmaya devam eden yazarınız Büyükada Kadıyoran yokuşundaki  küçük yazlık evde  çalışmalarına devam ediyor.

 

Büyükada 25 Temmuz 2020

Haluk Direskeneli

Last modified: 27 Temmuz 2020