ODTUMİST-İSTANBUL ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ

Crak des Chevaliers kalesi

26 Haziran 2021

Krak des Chevaliers kalesi Haçlılar tarafından  Suriye’de eski bir kalenin üstüne 1142 yılında yapılmış. Yüz yıl boyunca bulunduğu bölgenin haracını toplamış. Değişik Avrupa ülkelerinden gelen değişik milletlerin  2000’e yakın sayıda Haçlı savaşçıları kalenin kendilerine ait yerlerini kendi ülkelerinin mimarisine uygun olarak düzenlemişler. İngilizlerin yuvarlak masa toplantı salonu düzeni, Fransızların katedralleri, Alman, İspanyol, Polonya mimarisi aksettirilmişti.

Haçlılar yüz sene bu kalede ortalığı haraca bağladıktan sonra bir anda kaleyi  savaşmadan 1270 yılında kısa bir kuşatmadan sonra Müslüman Memlüklere  bıraktılar. Bunda Müslümanların kurnazca uyguladıkları sahte mektup savaş hilesi sebep oldu. Daha sonra kale içine çevredeki insanlar taşındı, yıllar boyu kale içinde yaşadılar, burası onların evi yaşam alanı oldu.

1917’de birinci dünya savaşı sonlarında kalenin bulunduğu yer Fransız orduları tarafından işgal edildi. Fransız komutanlar Haçlı döneminden kalan milli hazinelerini korumaya almak için kale  içindeki insanları  1934 yılında buradan çıkardılar. Kaleyi temizlediler, boşattılar ve müze haline getirdiler.

İçerde insanlar varken kale yapıları korunuyor, tamir görüyordu. Müze olunca ortalık boşaldı, kimseler kalmadı. Arada sırada şans eseri benim gibi oradan geçen birkaç gezgin Kaleyi geziyordu.

Sonra İkinci büyük savaş bitti, 1946 yılında Fransız sömürge yönetimi  gitti, Suriye bağımsız bir devlet oldu. Kale yine müze olarak kaldı, ama bakım için para ayrılamadı, bin yıllık yapı tabiatın, aşındırıcı çöl rüzgarlarının eline kaldı.

1990’larda TalSalhap şeker fabrikasından Damascus’a dönüyorduk.  Şeker fabrikası için bir buhar kazanı teklifi vermiş, dönüyorduk. Rehberimiz  Suriye temsilcimiz vadi içinde çok eski zamanlardan kalma bir Ermeni kilisesini  gezdirmek istedi. Kiliseyi gezdik, içinde  her yerinde bin yıllık muhteşem tahta oyma işçiliği vardı.

Sonra yol üstünde  görkemli büyük azametli ortaçağ kalesini gördük, nerde olduğumuzun, kalenin öneminin farkında bile değildik. Kale kapısına vardık, kapıdaki çocuğa bekçiyi sorduk. Bekçi yandaki evlerden birinden çıktı geldi, cebindeki ortaçağ büyük anahtarlar ile kale kapısını açtı, bizi gezdirdi. İnanılmaz bir şekilde Fransızca ve İngilizce konuşuyordu. Sonradan anladık, çocuk iken yabancı rehberlerin konuşmalarını dinlemiş, beyin ses kaydı yapmış, söylediği şeylerin ne olduğunu bilmiyordu ama her gelen gezgine bu beyindeki ses kaydını söylüyordu, bazı yerlerde orijinal yabancı rehberin esprilerini bile tekrar ediyordu. Esprilere biz gülünce seviniyordu.

Beni en çok etkileyen yer zindanlardı. Üç ayrı bölümdü. Hafif suçlular düz kafeslerde tutuluyordu. Orta suçlular daha aşağı seviyede hapsediliyorlardı. Bir de ağır suçluların, savaş esirlerinin atıldığı kuyular vardı. Oraya atılanların  dışarı çıkma şansı yoktu.

Kalenin içi eğik düzlem yollarla çevrelenmişti, merdiven yoktu. Atlar, süvariler, arabalar bu yokuş yollardan yukarı insan ve eşya taşıyabiliyorlardı.

Bin yıl önce Haçlı askerlerinin, Avrupa krallarının, savaşçıların, esir düşmüş düşmanların gururla veya korkuyla girdikleri, bölgeyi haraca bağlamış bir mekanın kapı anahtarları bir  bekçinin elinde koruması altındaydı. Yenileme bakım onarım artık yoktu.  Kalenin çatısında arkamda Kuzey Suriye manzarası olan fotoğraflarım duruyor. Şimdi  kale Unesco Dünya Mirası listesinde koruma altında. İçerde hazineler, tablolar, heykeller, önemli eşyalar yok, bomboş ama ortaçağın günümüzde korunmuş hala ayakta duran en önemli mimari yapısı olarak hala ayakta duruyor.

 

Haluk Direskeneli

Büyükada, 26 Haziran 2021

Last modified: 5 Temmuz 2021