ODTUMİST-İSTANBUL ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ

KONTRAT MÜZAKERESİ, LONDRA 2001

4 Mart 2021

2001 yılında Batı Anadolu bölgesinde yer alan bir büyük fosil yakıtlı termik santrali işletme hakkı ihalesine girdik. En iyi fiyatı en uygun teklifi biz verdik, iş bizde kaldı, ancak ödeyeceğimiz lisans bedeli çok yüksek, tek başımıza ödememize imkan yok.

Termik santral finansmanı ve işletmesini üstlenecek işbilir uzman bir yabancı ortak arayışına girdik. Amerikan, Avrupa firmalarından ilgilenenler oldu. Şirketleri belirledik. Onlara İngilizce çok detaylı Fizibilite – yapılabilirlik ve due diligence (durum değerlendirmesi) raporları gönderdik. İlgilenen yabancı firmaların yetkilileri, onların işbilir uzman santral operatörleri İstanbul şirket merkezimize geldiler. Yüzyüze toplantılar yaptık. Bir Amerikalı grup santrali yerinde işletme halinde görmek istedi. İstanbul Sarıyer sırtlarında bir helikopter alanından kiralık özel bir helikopter ile Bursa’ya uçtuk. Helikopterde pilotun dışında bizden üç kişi, Amerikan şirketinden beş kişi vardı.

Bursa OSB içinde heliport isimli terminale 20 dakikada vardık. Bizi bekleyen otobüs ile bir saat yol gittik, termik santrale vardık. İşletmeyi yerinde gördük. Santral yerli kömürü çok güzel yakıyordu. Baca gazı kükürtsüzleştirme sistemi yeni devreye girmişti. Toz tutucular görevlerini yapıyorlardı. Santralde yemek yiyip, aynı akşam İstanbul’a geri döndük. Yabancı teknik uzmanlar memnun ertesi gün ülkelerine geri döndüler.

Sonra bizi Londra merkezinde bir otelde finansman ve hukuki kontrat müzakeresine davet ettiler.

İstanbul – Londra THY business uçtuk. Havalimanından merkeze metro ile ulaştık. JW Marriott otele yerleştik. Kaldığımız yer Londra merkezinde Oxford Street yakınlarında idi. Bir hafta aynı otelin on kişilik bir konferans salonunda avukatlar ile kontrat müzakeresi yaptık.

Karşımızda bizimle bulundukları sürede, temsil ettikleri müşterilerinden saat başına 250 İngiliz Pound ücret alan tecrübeli, çok iyi eğitimli İngiliz avukatlar ve finans uzmanı danışmanlar vardı.

İstanbul Londra business THY uçarken nasıl olmuşsa üşütmüşüm. Yaz gribi diye isimlendirilen bir gribal durum bende başladı. Burnum akıyor. Ateşim var. Toplantılarda başımı kaldıramıyorum. İlk gün Oxford Street üstünde reçetesiz ilaç satan Boot’s markete gittim. Satıcıya durumu anlattım, aspirin – paracetamol benzeri sert ateş düşürücü ilaçlar aldım. Yemeklerden sonra birer tane alıyorum. Toplantıyı zor götürüyorum.

Bu arada ilk gün akşamı işbirliği yaptığımız Amerikan şirketinin İngiliz çalışanları sanki bize özel kibarlık yapıyorlarmış gibi, sanki çok lazımmış gibi, sanki biz hiç Türk mutfağı bilmiyormuşuz gibi, bizi Londra’da Türk lokantasına götürdüler. “Çok iyi olduğunu” söylemeyi ihmal etmediler. Londra’da çok yerde şubesi olan bir Türk lokantasıydı. Önümüze gelen şiş kebap yemek açıkça berbattı. Gelen kırmızı beyaz içecek bizim piyasadaki en ucuz yüzüne bakmayacağımız cinstendi. Nedendir bilmem nereye gitsek oranın insanı bizi kendi mutfakları yerine, mutlaka çakma bir Türk lokantasına götürür. Bizim ülkenin harika Türk yemekleri yapan esnaf lokantaları yanında bu çakma lokantada yediğiniz bir şeye benzemez. Çoğu kez aç kalırsınız. Neyseki ertesi öğle yeni açılan Saigon isimli Vietnam lokantasına gittik. Orda büyük tabakta sebzeli tavuk haşlaması yedik, gerçekten harikaydı.

İşim zor tüm toplantı notlarını yanımda getirdiğim laptop PC ile İngilizce ben tutuyorum. Toplantı sonrası tüm notları dağıtıyorum, sonra Türkçeye çevirip İstanbul’a email ile gönderiyorum. Sonra yatıp tüm gece uyuyorum. Hafta sonuna Cuma sabahı ateşim düştü kendime geldim.

Son toplantıyı yaptık, o akşam Türk lokantası teklifine itiraz edip otele yakın çok iyi bir İtalyan lokantasında hep beraber yemek yedik ve Cumartesi günü İstanbul’a döndük.

Müzakerelerde İngiliz karşı taraf çok hazırlıksız idi, her şeyi toplantıda bizden öğrendiler, bizi dinliyorlar, sonra saatlerce İngilizce hukuki finansman terimleri cümleleri ile konuşuyorlardı. Sonunda anlaştık. Her iki tarafın karar vericilerinin imzalayacakları mukavelelerin taslaklarını oluşturduk. Bizim patronun İngilizce hakimiyeti iyi değildi, bu yüzden konuşulan her şeyi benim Türkçe’ye çevirmem gerekiyordu.

İstanbul’a döndük ama projelerde bir belirsizlik başladı, arkasından yabancı ortağımızda bir güvensizlik, bir çekimserlik, bir boşlamışlık oldu. Yapılabilirliği irdelediler, kazancı, geri dönüşüm rakamları, yatırımın geri ödeme süresini az buldular, işi zamana bıraktılar. Atlatmaya başladılar.

Sonra projeler ülke içinde sosyal ortamlarda değerlendirildi, kamu kaynaklarının özel mülkiyete geçmesi tartışıldı, siyasi politik kararlar etkili oldu. İşletme hakkı devri sözleşmeleri hepten iptal oldu. Özel şirketlerin bu konuda yaptıkları harcamalar kendilerine iade edildi.

Yıllar geçti, bu yerli fosil yakan kamu santralleri tekrar özelleştirme kapsamına alındı. Herkes sanıyordu ki, özelleştirme sonrası termik santraller daha iyi işletilecek. Sanıyorduk ki, yatırımlar yapılacak, eksik çevre ekipmanları konacak. Bu konuda çalışmalar gecikmeye uğradı. Santralleri satın alan çoğu şirket, santralleri sonuna kadar tam kapasite çalıştırmaya, çevre ekipmanı yatırımlarını geciktirmeye başladı.

Bugün geldiğimiz noktada termik santraller artık kullanılabilir ekonomik ömürlerinin sonuna gelmiş durumdalar. Büyük ekipman buhar türbini yapımcıları artık termik santraller için üretim yapmıyorlar. Teklif taleplerine cevap vermiyorlar. Servis bile yapmıyorlar, yapamıyorlar.

Covid 19 sürecinde çalışanları kapalı madenlere indirmeye, orda uzun süre çalıştırmaya imkan yok. Yerli kömür linyit bundan sonra herhalde bir süre yer altında kalacak ve kullanım için başka imkanlar aranacak. Artık dünya piyasalarının gerçeğini kabul edelim. Yerli kömür – linyit yakan termik santral yapımı için artık finansman yok. Gelişmiş ülkeler yavaş yavaş eskileri kapatıyor, yeni termik santral yapmıyor. Ekipman vermiyor, finansman vermiyor. Covid 19 sonrası yeni dünyada daha çok enerji – elektrik üretimi için yenilenebilir enerji yatırımlarından başka çözüm yok.

Haluk Direskeneli

Ankara, 3 Mart 2021

 

 

Last modified: 23 Mart 2021