ODTUMİST-İSTANBUL ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ

Prinkipo Nerde? Neresi?

3 Ocak 2020

Prinkipo Nerde? Neresi?

Prinkipo, artık utopik nostaljik bir yer, tarih öncesinden başlayan, eski Yunan, Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerini kapsayan, Cumhuriyet’in ilk yıllarını 60’ları 70’leri içine alan 80’lerin başında biten bir dönem, bir zaman ve bir mekân. Prinkipo, posta kartlarında var, kitaplarda, pullarda, sergilerde, kataloglarda, milattan önce Roma belgelerinde var, milattan sonra Bizans belgelerinde var, Osmanlı belgelerinde var. Yaşlıların hafızalarında var. Eski sepya fotoğraflarda, yapılan gravür resimlerde var. Resmi kayıtlarda 1980lerden sonra tümden bitti, belki bizim Hristos manastırı yolu Kadıyoran yokuşu üst taraflarında, hala biraz eski ortam var, ama oraların da yakında biteceği belli.

Biraz Hristos manastırı çevresinde, biraz AyaYorgi tepesinde, biraz Çınar meydanında, TaşMekteb’te, AdaEvi bahçesinde, Dolçi Kafe’de, Horoz Cafe’de, Büyükada pastanesinde, Splendid otelde, kumsaldaki meyhanede, iskele kitapçısında, Çevrilen uzun metrajlı filmlerde, TV dizilerinde öylesine var.

Şimdi artık o dönem, mekân, ortam, değerli kültürler yumağı yok, o güzel günler, kibar zarif insanlar, keyifli günler, o nezih ortam geçmişte kaldı. Gençler gitti, Yunanistan’a, Avustralya’ya, Amerika’ya gitti. Geride çok yaşlılar kaldı. Çocuklar, torunlar, yazları 2-3 hafta için adaya dönüyorlar, ama artık çoğu sadece İngilizce konuşuyorlar.

Prinkipo yeniden doğmaz, o günler artık geri gelmez, bundan sonra artık Büyükada var. Büyükada’nın içinde daha çok para kazanma hırsı var, nezaketsizlik var, aldatmaca var, kandırmaca var, zor bir ortam var, gürültü var, çok çöp var, elektrikli arabalar var, süpermarket zincirleri, yerli yabancı fastfood, lahmacun-kebap lokantaları, dışı yalancı giydirme yapılmış içi betonarme villalar var.

Mekan artık hüzün verici. Çok sesli klasik müzik yok, onun yerine tek sesli rahatsız edici gürültü var, nezaket, romantizm, duygusallık, estetik, güzellik, kibarlık, zarafet, hepsi bitti, şimdi başka bir güzellik anlayışı, başka farklı bir nezaket var!

Gelişen iyileşen durumlar da oldu. Doğalgaz geldi, evler 12 ay oturulabilir oldu, bu arada yollar deşildi, doğalgaz boruları döşendi, eski taş örgü Arnavut kaldırımları söküldü, yerine asfalt serildi. Ana kıtadan devamlı su verildi, elektrik alt yapısı güçlendirildi, telefon internet yaygınlaştı, kıyı dolduruldu, halka açıldı. Polis, ambulans, sağlık, belediye hizmetleri yenilendi. Yeni modern tam teşekküllü bir büyük hastane yapıldı. Kıyı dolduruldu, uzun yürüyüşler için gezinti mekanı oldu.

Değişmeyen ne kaldı? Belki gürültücü martılar, belki kargalar, Eski Rum Yetimhanesi üstünde mola veren göçmen kuşlar leylekler flamingolar.

Umarız günün birinde ardımıza bakıp da “Ne yaptık da bunları hak ettik,” demeyiz.

* * *

YIL 1960’lar… Kadıyoran yokuşundaki bizim küçük evin üst kısmı yaz boyu 3 ay kiraya verilmiş. Kiralayan, Nişantaşı’nda yaşayan bir zengin aile. Baba cerrah, anne ev hanımı, bir kız/bir oğlan. Her ikisi de Istanbul’un Avrupa yakasında yabancı dille öğrenim yapan özel paralı pahalı liselere gidiyorlar. O yaz Nişantaşı kozasından çıkıp ilk defa Prinkipo’ya gelmişler.

Cana yakın hoş sohbet sevimli Anne, ev sahipleri olan hanımlarla hemen iyi ilişkiler kurmuş. Beraber çay-kahve muhabbet, beraber yemek/mutfak, herkese mesafeli sert Baba sabah şehir hatları vapuruyla Nişantaşı’ndaki işyerine gidiyor, akşam yine vapurla geç saatte eve adaya dönüyor. Akşamları üst balkonda rakı-balık masası kuruluyor, radyoda klasik Türk müziği dinleniyor, gece geç saatlere kadar laflıyorlar, mehtabı seyrediyorlar, fonda martıların sesi geliyor.

Küçük haşarı oğlan, bizim Prinkipo’lu komşu çocuklar ile arkadaş olmuş. Denize gidiyorlar, Hristos tepesine, Aya Yorgi’ye tırmanıyorlar, balık tutuyorlar, kendileri pişirip yiyorlar, yanında bira içiyorlar, yılkı atlarını yakalayıp eğersiz biniyorlar, Rum yetimhanesi üstünde mola veren göçmen kuşları seyrediyorlar.

KIZ ayrı bir arkadaş gurubunda, akşamları geç saatlere kadar onlarla beraber, gün boyu sahilde veya teknede. Akşam kıyıda mehtap seyrediyorlar, yakışıklı, yeşil gözlü Prinkipolu bir delikanlı çok güzel doğaçlama gitar çalıyor. KIZ geceleri eve çok geç geliyor ve olan oluyor. KIZ yerli delikanlıya aşık oluyor. Delikanlı da ona aşık, ancak para yok, eğitim eksik, yaz aşkı. KIZ bir gün sabah Torbasını-Bohçasını topluyor, delikanlının küçük evine kaçıyor. Akşam KIZ’ın babası eve geliyor, olanları öğreniyor, polise şikayet ediyor, evlenme yaşına gelmemiş bir kız çocuğunu alıkoymaktan delikanlıyı nezarete alıyorlar.

Dönem 1960’lar, öyle evlilik öncesi düzeyli beraberlik yok, baba evlenmelerini şart koşuyor. Büyükada evlenme dairesinde kız ile oğlan az sayıda aile efradı eşliğinde evleniyorlar, ailenin namusu kurtarılıyor, delikanlı için soruşturma düşüyor.

Sonra yeşil pancurlu bir evde oturuyorlar, üç çocukları oluyor, mutlu oluyorlar, beraber yaşlanıyorlar, diye anlatmaya devam etmek çok isterdim, ama gerçekler öyle değil. Sonra YAZ bitiyor, aile Nişantaşı’na gidiyor, baba kızını New York’ta bir özel okula gönderiyor. Sonra aile avukatları şiddetli geçimsizlikten boşanma davası açıyorlar. Dava kısa sürede sonuçlanıyor. Ayrılıyorlar.

KIZ ABD’de mimar oluyor, oraya yerleşiyor, bir önemli mimari büroda çalışmaya başlıyor, ortakları arasına giriyor, bu defa bir Amerikalı ile tekrar evleniyor, çocukları oluyor. Küçük oğlan babasının mesleğini seçiyor, meşhur bir operatör oluyor, babasının işyerini devralıyor.

Delikanlı ne oldu derseniz, ben de bilmiyorum. Herhalde Prinkipo’da bilen vardır, o da herhalde tekrar evlenmiştir, çocukları olmuştur. Belki bir yazar olmuştur. Belki meyhane belki lokanta açmıştır… Belki iskelede kitapçılık yapıyordur. YAZ aylarında Prinkipo’da neler oluyor neler…

 

Last modified: 3 Ocak 2020